ANONS YÖNETMENİ MAHMUT FAZIL COŞKUN: ‘ÖZGÜN DİL ARAYIŞINDAYIM’

Fiyab, ‘Yönetmenlerle Söyleşiler’ sürüyor.

Anons yönetmeni Mahmut Fazıl Coşkun:

‘Özgün dil arayışındayım’

 

 “Anons’ta sabit kamerayı, plan sekansı tercih ettim.  İlk iki filminde de bu dilin izleri var aslında. Anons’un daha senaryosunda yalın bir dil kurarım arayışında oldum.  Her filminde özgün bir kurma, yeni bir anlatım geliştirme arayışım çok uzun sürer. Eğer bana güven verecek bir anlatım dili bulamazsam o projemden vazgeçerim.  Anons’ta bu kararım öyle gelişti. Bu sabit çerçeveler ve kompozisyon üzerine çok kafa yordum. Bu biraz da filmin modernleşme hikâyesi olması ile alakalıydı. Bütün mükemmellik iddiasındaki ideolojilerin de en nihayetinde bir çerçevesi var. Fakat hayat bu mükemmellik iddiasındaki çerçevelerden, ideolojilerden çok daha kapsayıcı, geniş ve daha kuvvetli”

Film Yapımcıları Meslek Birliği- Fiyab’ın  her ay düzenlediği ve Ankara’da gelenekselleşen  ‘Yönetmenlerle Söyleşiler’ sinema etkinliğinin bu ayki konuğu yönetmen Mahmut Fazıl Coşkun’du.  Söyleşiden önce 75. Venedik Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü’ne layık görülen ve yurt içi festivallerde de ona yakın ödül alan Mahmut Fazıl Coşkun’un üçüncü filmi Anons gösterildi.

Ankara Milli Kütüphane salonunda yapılan geniş katılımlı etkinliğin mederatörlüğünü yönetmen Nazif Tunç yaptı.  Söyleşide  sinema macerasının belgesel yapımları ile başladığını, Uzak İhtimal ve Yozgat Blues filmlerinden sonra üçüncü sinema filmi olduğunu söyleyen Coşkun,   Anons’un bakanlık destekli ve   Bulgaristan’la ortak yapım olduğunu belirtti. Mahmut Fazıl Coşkun, bir anı kitabındaki ufak ayrıntıdan hareketle  filme karar verdiğini ve  senaryosunu Ercan Kesal ile birlikte kurguladıklarını, filmde sadece  21 Mayıs 1963  radyo baskının gerçek olduğunu, karakterlerin ve sahnelerin kendileri tarafından kurgulandığını söyledi.

Yönetmen Mahmut Fazıl Coşkun, “Ben bu hikâyeyi duyduğumda, derinlemesine araştırdığımda olayın kendisinin zaten trajikomik ve daha büyük olduğunu gördüm. Biz bu hikâyeden ilham aldık diyebiliriz fakat bunu yeniden canlandırmak ya da onu gündeme getirmek gibi bir niyetimiz yoktu. Sizin de söylediğiniz gibi o gün Ankara radyosunda bir sürü olay oluyor, biz bu hikâyeden yola çıkarak bir film yapmak istedik. Bu olay üzerinden Türkiye’nin ruhunu, Türkiye’nin modernleşme hikâyesini nasıl işleyebiliriz üzerine düşündük. Biraz da soyutlayarak bunu filme aktarmak istedik.

Anons’un çekim hazırlıkları sırasında  15 Temmuz  darbe kalkışmalarının meydana gelmesiyle filmin çekim seyrinin etkilendiğini sözlerine ekleyen Coşkun,  “15 Temmuz günü yaşananlar karşısında çok şaşırdık tabii. Ben bu filmi çekmek istediğimi söylediğimde herkes bana darbe mevzusunun çok eskide kaldığını, yeni neslin bunu hiç bilmediğini söylüyordu. 15 Temmuz darbe kalkışması olduktan sonra ise bu sefer dediler ki, bu konu aşırı sıcak, herkesin gözünün önünde çok canlı yaşandı her şey, izleyici bu kurguya nasıl ikna olacak. Ben doğal olarak iki arada kaldım, çok ilginç bir durumdu bu, hem benim hem de bütün film ekibi için. Filmin mizahi bir tonu vardı. Niyetim daha zamansız ve mekânsız bir film yapmaktı. Evet böyle bir olay oldu ama benim asıl mevzum bu değildi.

Filmin oyuncu seçimi sürecine de değinen yönetmen, “ Biraz da Fellini karakterleri gibi olsunlar istedim, fizikleriyle öne çıkan ama çok da abartılı, karikatür olmayan tipler... Birbirlerinden kolaylıkla ayırt edilebilsinler istedim. Yüzler ve fizikler, hepsinin iyi oyuncu olması benim için önemliydi. Pek tanınmamış isimler olmasına da dikkat ettim, çok fazla filmde oynamamış oyuncuların yüzleri olsun istedim. Dolayısıyla biraz ifadesiz bir oyunculuğu tercih ettim. Film biraz Türkiye’nin durumunu anlamaya yönelik esasında. Türkiye’nin yüz yıllık geçmişine baktığımızda, bir kısmını benim de şahsen yaşadığım, bir kısmını ise kitaplardan okuduğum bir modernleşme tecrübesi var. Benim dalga geçtiğim durum biraz buydu. Yani başta belki çok kuvvetli, çok coşkulu, şiddetli bir şeyken birden parodileşti esasında. Filmde sesler daha çok çerçevenin dışından geliyor. Çerçevenin dışında da bir hayat var ve bana kalırsa aslında bize sunulan bu çerçevelerden daha ilginç ve çok daha kuvvetli. İlk sahnede adam bir Alman doktor tarafından ortada ölçülüyor, biçiliyor, muayene ediliyor. Türkiye’nin durumu da biraz buna benziyor, yabancıların bize nasıl baktığını, bizden ne beklediğini anlatıyor.  Daha önce de bahsettiğim gibi film Türkiye’nin Batılılaşma, modernleşme meselesi ve bunun başarısızlığı üzerine kuruluydu ve ilk sahneyi de bu bağlamda filme aldım.”

Ankaralı sinema severlerin Milli Kütüphane salonunda yoğun ilgi gösterdikleri Fiyab Yönetmenlerle Söyleşiler etkinliği katılanların sorularıyla sürdü.