Filmler hakkında ayrıntılı bilgi almak için afişlerin üzerlerine tıklayınız.
Site içi arama:
|
ÜYELERİMİZİN FİLMLERİ
| |
KAYBEDENLER KULÜBÜ
(25.03.2011)
Merakla beklenen “Kaybedenler Kulübü”nün vizyonu için geri sayım başladı. Başrollerini Nejat İşler, Yiğit Özşener ve Ahu Türkpençe’nin paylaştıkları, yönetmen Tolga Örnek’in yeni filmi “Kaybedenler Kulübü” 25 Mart’ta sinemalarda.
Filmin ana karakterlerini bir aşk, özgürlük ve yalnızlık hikayesinde buluşturan “Kaybedenler Kulübü” aynı zamanda son derece eğlenceli bir senaryoya sahip. Ekip Film ve Tiglon ortak yapımı olan filmde İdil Fırat, Rıza Kocaoğlu ve Serra Yılmaz gibi önemli oyuncular da rol alıyor. “Kaybedenler Kulübü”, cesur yaklaşımı, duygu ve mizah yüklü konusu, sürprizleri ve oyuncu kadrosunun gücüyle, 2011’in en heyecan verici yapımlarından biri olacak.
Filmin ruhunu yansıtan benzersiz bir çalışma da “Kaybedenler Kulübü”nün müzikleri için yapıldı. Can Gox, Cavit Ergün ve Erdem Tarabuş’ın orijinal film müziklerini bestelediği film, rock’tan caza uzanan özgün besteleri ile de çok konuşulacak. Filmde yer alan diğer şarkılar, ‘Kaybedenler Kulübü’nün orijinal playlist’inden seçildi. Ferdi Özbeğen’den, Moody Blues'a Mazhar Fuat Özkan'dan, Asu Maralman ve Otis Redding’e uzanan müzikler, filmin benzersiz atmosferine eşlik edecek. Universal Music Taxim Edition’la yapılan işbirliği ile gerçekleştirilen bu çalışma, ‘Kaybedenler Kulübü’ izleyicilerine uzun metraj bir müzik keyfi de yaşatacak. Filmin soundtrack’i vizyon öncesi tüm müzik marketlerde yerini alacak.
“Kaybedenler Kulübü” 25 Mart 2011’de vizyona girecek.
Konu:
90’lı yılların sonu... Alternatif kitaplar basan bir yayınevinin sahibi olan Kaan (Nejat İşler) ile Kadıköy’de bar işleten, çok sıkı bir plak ve efemera koleksiyoneri olan Mete (Yiğit Özşener) bir radyo programı yapmaktadırlar. İkili arasında gelişen doğal diyalog ve ‘geyiğe’ dayalı yürüyen programı, onları dinleyen kimse yokmuş gibi bir rahatlıkla sürdürmektedirler. Bu espirili ve doğal hallerini dinleyen hayran kitlesinin giderek artıp, programın şöhreti hızla yayılırken Kaan ve Mete eski hayatlarına aynen devam etmektedirler. Hergün başka kadınlarla yalnızlığını gidermeye çalışan Kaan, aradığı aşkı Zeynep’de (Ahu Türkpençe) bulur ve bu aşkı, karakterlerindeki tüm farklılıklara rağmen tutkuyla yaşamaya çalışır; Dinleyenlerin ‘kendi kaybını’ bulduğu ‘Kaybedenler Kulübü’, toplumun farklı kesiminden insanları biraraya getirerek adeta bir ‘ortak mahalle’de buluşturur. Kendi yalnızlıklarıyla bile sonuna kadar dalga geçerken, hayata karşı bir o kadar sert tutum da sergileyebilen, hayatın kıyısında yaşayan Kaan ve Mete’nin renkli hayatlarını yansıtan programın tutkunları da ‘Kaybedenler Kulübü’nün üyeleridir artık…
Devamı >>
|
SAKLI HAYATLAR
(11.03.2011)
Aşka ve kimlik çatışmasına dair bir film!
Alevilerin yaşamak zorunda bırakıldıkları “Saklı Hayatlar” ilk kez beyazperdeye taşınıyor...
1980’de Çorum katliamı sonucu İstanbul’a göç eden bir Alevi ailenin hikâyesinden yola çıkan SAKLI HAYATLAR, sıradan insanların yaşadığı kimlik çatışmalarının yol açtığı gerçek bir trajediyi anlatıyor. Filmin olay örgüsünü oluşturan ana hikâye gerçek olaylardan esinlenmiş. Ayrıca filmde yer alan ayrıntılar yaşamdan alıntılanmış.
Filmin senaristi ve yönetmeni Ahmet Haluk Ünal, SAKLI HAYATLAR’ı şöyle özetliyor:
“Uzun yıllardır bu topraklarda yaşatılan ama şimdiye kadar sinemada yeterince konu edilmemiş bir ayrımcılıktan yola çıkıyoruz. Benim göstermeye çalıştığım ne Alevi ne Sünni hiç birimizin önyargılardan bağışık olmadığı… En iyi olanın, her an kendi zıddına dönüşebileceği…
Biz temelde önyargılara, bunların yarattığı nefrete dair bir film çektik. Seçtiğimiz ezilen saklanan kimliğin alevi olması elbette tesadüf değil. Ama bu ülkede devlet islamı ve bir tür Kemalist değilseniz, Ermeni, Yahudi, Kürt, Komünist, Eşcinsel mutlaka saklı bir hayatınız olmuştur. Aleviler bunların içinde yarası en eski ve kanaması en büyük olanların başında geliyor. Türkiye’nin tüm saklı hayatlarını örnekleyen Alevi kimliğinin dramı, Sünni çoğunluğun da trajedisidir” diyor.
Yapımcılığını Drama İstanbul’dan Serpil Güler’in üstlendiği filmin görüntü yönetmenliğine Altın Koza’da iki kez ödül almış olan Gökhan Atılmış, müziklerine ise başta Neredesin Firuze olmak üzere çok başarılı film müziklerinden tanıdığımız Kedi Müzik (Ender Akay, Sunay Özgür) imza attı.
Alevi kimliğinin dramı, Sünni çoğunluğun da trajedisidir!
Devamı >>
|
TESLİMİYET
(17.12.2010)
Teslimiyet, İstanbul'un Tarlabaşı semtinde oturan dört travestinin hayalleri ve mücadelelerini ele alıyor. Sanem beraber yaşadığı üç travestiyle birlikte fahişelik yaparak hayatını kazanmaktadır. Ancak yaşadığı hayattan mutlu değildir. Bir kahramanın çıkıp O'nu bu hayattan kurtarmasını beklerken, mahalleye yeni taşınan Gökhan'ı görür ve çocukça oyunlarla O'nun ilgisini çekmeyi başarır. İkili arasında suskun bir ilişki başlar. Oturduğu ev beklenmedik olaylarla sarsılırken, Sanem Gökhan'ın yanına sığınmak zorunda kalır. Ve Gökhan'ın Sanem'in kimliğini, Sanem'in ise Gökhan'ın güvenilirliğini sorguladığı bir yolculuk başlar.
Devamı >>
|
DENİZDEN GELEN
(31.03.2010)
DENİZDEN GELEN
ÖNYARGILARINIZDAN SEVGİ VE FEDAKARLIKLA KURTULABİLİR MİSİNİZ?
Denizden Gelen eski bir polis, doğduğu topraklardan uzakta kaçak bir çocuk ve bir hemşirenin kesişen hayatlarında yola çıkarak; dünyanın kanayan yaralarında, batı’ya göç dramına işaret ediyor.
Çekimleri Muğla’nın Dalyan ve Ortaca ilçesinde gerçekleşen Denizden Gelen’in yapımı Nöbetçi Yapım Berna Akpınar ve Ömer Can’a, yönetimi Nesli Çölgeçen’e, senaryosu Ersin Kana’ya ait.
Denizden Gelen’ de Onur Saylak, Ahu Türkpençe, Sümer Tilmaç, Deniz özerman rol alırken beş buçuk yaşındaki yetenekli oyuncu Jordan Deniz Boyner ilk sinema filmiyle kamera karşısına geçti.
Denizden Gelen içten ve sıcak öyküsüyle 16 Nisan 2010’da sinemalarda...
Devamı >>
|
NEFES
(16.10.2009)
Filmin Konusu
FİDA FİLM ile CREAVIDI FİLM ortak yapımcılığında hayata geçen, senaryosu Levent Semerci, Mehmet İlker Altınay ve Hakan Evrensel’e, yönetmenliği Levent Semerci’ye ait “NEFES: VATAN SAĞOLSUN” 16 Ekim’de Türkiye’de ve 22 Ekim’de Almanya, Avusturya, Hollanda, Belçika, Danimarka, İsviçre, İngiltere’de 450’ye yakın salonda vizyona giriyor.
“Nefes : Vatan Sağolsun”, 2365 metre yükseklikteki Karabal Jandarma Karakolu'nu korumakla görevlendirilen bir yüzbaşı komutasındaki kırk askerin hikayesidir. Büyük çaplı bir sınır ötesi operasyonun başlamasıyla, telsiz röle istasyonunun bulunduğu Karabal Jandarma Karakolu'nun önemi daha da artmıştır; operasyona katılan birliklerin haberleşmesi artık bu röle istasyonu ile sağlanacaktır. Güneydoğu’da Irak sınırına yakın bir ilçedeki Komando Tugayı'nda görevli Yüzbaşı ve emrindeki askerler, tipi ve karla mücadele ederek iki gün süren intikalin ardından karakola ulaşırlar. Karakol'da bulunan Jandarma askerleri ile birlikte geçirdikleri günlerde acıyı, sevinci ve hasreti paylaşırlar; karakolu ve telsizi koruma görevlerini yerine getirmek için mücadele ederler...
“Buz gibi sulardan geçtiler, tepelere tırmanıp, yamaçlardan indiler… Güneşte kavruldular, iki gün iki gece.. Ellerinde tüfekleri… Sırtlarında evleri… yüreklerinde sevdikleriyle… Sınır nedir, neresidir bilmezdi çoğu... Emir almadıkları, emir de vermedikleri bir hayattan, her şeyi emirle yaptıkları bir hayata geçtiklerinde sınırları da gördüler.. Mevzilerde beklediler.. Korudukları telsizden analarıyla, babalarıyla, sevgilileriyle görüşebilmek için telefon sırası beklediler… Kendilerini neyin beklediğini bilmeden günlerce, aylarca beklediler Karabal Tepe’de…”
Devamı >>
|
BÜYÜK OYUN
(01.10.2009)
Filmin Konusu
ABD’nin operasyon yaptığı Irak’ın bir köyünde bütün ailesini kaybeden Cennet hayatta bir başına kalmıştır. Yaşamı boyunca köyünün dışına adım atmamış bu genç kız çaresizliğin dayattığı cesaretle Kerkük’te berber olarak çalışan ağabeyi Azim’i bulmak için yola çıkar. Ama Kerkük’e vardığında ağabeyinin yaralandığını ve Türkiye’deki bir hastaneye götürüldüğü öğrenen Cennet, ağabeyine ulaşmak için Türkiye’ye gitmeye karar veren Cennet yaşadığı ağır travmanın ve kaybedecek birşeyi kalmamanın yarattığı kararsızlıkla çıktığı zorlu yolculukta güç bulduğu tek dayanağı öfkesidir. Terör ve şiddetin hâkimiyetinde olan dağlık Irak-Türkiye sınırını kaçakçı grubu ile geçmeyi deneyen Cennet tecavüze uğrar ve intiharı dener. İslamcı bir örgütün elemanları tarafından kurtarılan genç kız bu kişilerle beraber geçtiği Türkiye’de ağabeyini bulma ümitlerinin tükendiği noktada farklı ve geri dönüşü olmayan bir yola girecektir.
Devamı >>
|
ÇINGIRAKLI TOP
(18.09.2009)
ÇINGIRAKLI TOP
Boğaz Körler Derneğinde, Engelli Olimpiyatları’na katılacak bir futbol takımı kurulmasına karar verilir. Ama ortada ne oyuncu vardır ne de antrenör... Oyuncular lotocu, balıkçı, santral görevlisi gibi her biri ayrı şenlik körlerden toparlanır. Antrenör ise kumar ve alkolle başı ciddi dertte eski futbolcu Kerem olur. Böylece Kerem, kumarda borçlandığı adamlardan saklanabileceği bir sığınak bulur.
Tabi ki ne takım bir futbol takımı gibidir, ne de antrenör işi ciddiye alacak haldedir. Fakat derneğin gözü olmuş Semra’nın tavırları ve körlerin hayata bağlılıkları Kerem’i adam akıllı toparlar. Kerem işine sarılmaya başlayınca, Semra’yla da yakınlaşır. Bu arada Kerem’in peşindeki adamlar giderek çemberi daraltır. Yunan takımıyla yapılacak maç günü gelip çattığında; Kerem aşkı, takımı ve mafya arasında kalakalır.
Sıra; hayata körü körüne atılacak bir çalımda…
Devamı >>
|
BENİM ROZ'UN SONBAHARI
(01.05.2009)
FİLMİN KONUSU
Yapılan Baraj nedeniyle kasabalarından göçe zorlanan kasaba halkıyla, buna önderlik eden gazetecinin yaşadığı yenilgi sürecini, savaşın yol açtığı göç olayıyla paralellikler kurarak anlatıyor. Kasaba halkı uzun yıllar boyunca yapılacak barajı engellemek için gazeteci Metin önderliğinde mücadele etmiştir. Ancak rant çevrelerinin çıkarları sonucu bu mücadeleyi kaybeder. Söz konusu kasabanın antik bir müzeyi andıran kültürel ve tarihi zenginliği bu yenilgiyi daha da trajik kılar. Bu mücadele süreci sonucunda karısı hapse düşen, çocuğu orada doğan Metin adeta dibe vurur. Örnek bir önderken adeta bir berduşa dönüşür. Terörün yok ettiği köyde bir köyden göç ederek kasabaya gelen 13 yaşlarındaki Roz ise insanlara yeni yeni alışmaktadır. Kasabalıların yenilgisi, vahşi güzelli Roz'un umutları, sonbaharını bu coğrafyada geçirmeyi tercih etmiş eski dansöz Tijen'in hikayesi, ilkbaharı olmayan ve sonbaharı yaşayan cesur ve zeki çocuk Şoreş'in hikayesi birbirine karışmıştır.
Devamı >>
|
DELİ DELİ OLMA
(17.04.2009)
DELİ DELİ OLMA
“93 Harbi” sonrasında Çar’ın Rusya’da yaşamasını istemediği Malakan kavminin bir kısmı Kars’a göçe zorlanır. Göç edenler arasında Mişka’nın (Tarık Akan) ailesi de vardır. Filmde Mişka 70’li yaşlardadır. Bir zamanlar köyün değirmenini işleten Mişka, modern makineler çıktıktan sonra, işini yapamamış ve maddi sıkıntıya düşmüştür. Köyün huysuz ihtiyarı Popuç (Şerif Sezer), Mişka’dan nefret eder ve köyde yaşamasını istemez. Köylüler bir zarar görmedikleri hatta sevdikleri kendi halinde, barışçı, yardımsever Mişka ile Popuç arasında kalmışlardır. Popuç, oğlu Şemistan (Levent Tülek), gelini Figan (Zuhal Topal) ve üç torunuyla yaşar. Torunlarından en küçüğü Alma dik başlı, sevecen bir kızdır ve doğuştan iyi bir müzik kulağına sahiptir. Alma’nın öğretmeni Metin, Alma’daki yeteneği fark etmiştir ve kesinlikle değerlendirilmesi gerektiğini düşünür. Alma ve Mişka arasında sıcacık bir dostluk vardır. Metin öğretmenin uğraşları sonucunda Alma konservatuar sınavlarına girer… Mişka hastadır. Köyde Mişka’nın yakında öleceği konuşulur. En sonunda iki yaşlı geçmişlerini sorgularlar ve aralarındaki büyük sır ortaya dökülür.
Devamı >>
|
HAYATIN TUZU
(06.03.2009)
Filmin Konusu
Film bir anne, dört çocuğu ve onları çevreleyen yaşamı konu alıyor. Bitlis şehri ise her haliyle bu hikâyede önemli bir rol oynuyor.
Medine (Güzin Çorağan), altmışlı yaşlarına merdiven dayamış dul bir kadındır. Artık birer yetişkin olan çocukları ise hala annelerinden kopamamıştır. Kırklı yaşlarındaki Şehsuvar (Levent Ülgen) Bitlis’in tarihi camilerinden birinde imam olarak çalışmaktadır. Ortanca oğlu Sırrı (Bülent Düzgünoğlu) tütün fabrikasında, meşhur Bitlis sigarasının üretildiği bölümde çalışmakta ve mutsuz olduğu bu hayattan kurtuluşu kendi işini kurma hayallerinde bulmaktadır. İstanbul’da korsan CD satarak hayatta kalmaya çalışan ve işleri kötü giden küçük oğlan Harun(Görkem Kanbolat) bir süre için Bitlis’e gelmiştir. En küçük çocuk Meryem (Asiye Dinçsoy) ise üniversiteli olabilmek için uzun süreden beri dershaneye giden yıllanmış bir ÖSS hazırlık öğrencisidir.
Medine’nin dertleştiği tek komşusu Süheyla, Harun’un eski aşkıdır ve mutsuz bir evliliği vardır. İki kadın, ortak tutkuları olan çiçek yetiştirmek için ilginç bir yöntem uygular. Şehsuvar, altı yaşında ölen ve hiç fotoğrafı bulunmayan bir kız çocuğunun yaşlı dedesi için çocuğa çok benzeyen bir suret aramaktayken, çalıştığı tarihi caminin onarımında bir sır ortaya çıkar. Sırrı, fabrikadaki işini aksatmak pahasına dükkan ararken, gizemli bir yer keşfeder. Harun elinde kalan CD’leri Bitlis’te satmaya çalışır. Bu arada kaçakçılık için şehre gelen yabancılar, kahvehanelerde haber okuyan eski ve yeni kuşak seyyar haberciler, fabrikada üretilen Bitlis sigaralarının üzerine yazılmış gizemli mesajların sahibi, belediye mezbahasında kesimden kaçan yaralı bir inek ve peşindeki görevliler eşliğinde boğucu ama bir o kadar da sıra dışı bir yaşamdır asıl izlediğimiz.
Devamı >>
|
|